Büyük soruları genellikle küçük çocuklar sorar. Çocuk büyüdükçe sorular da küçülür. Dünyanın kurallarından biri, yaşlandıkça soru sormanın önemini yitirmesidir. Çünkü herkes cevabı bulmanın peşindedir.

19. yüzyıl sorular çağıydı, 20. yüzyıl ise cevaplar. O kadar çok şeye cevap bulundu ki, 2000’li yıllar geldiğinde artık neyi sormamız gerektiğini unutmuştuk. Sorular cevaplara karışırken türkiye’nin sert modernleşmesi de kendini şiir için tatlı bir iklime bıraktı. Şimdi ise büyük sıkıntı ve büyük internet çağında, yeni sorular sorulmadığı gibi eski soruları da tamamen unuttuk.

Önce nereden başlamalı? Hangi sorudan?

Şiir, ihtiyaçlar hiyerarşisinde bile değil. Artık neyin ihtiyaç olduğunu bilemeyecek haldeyiz. Elbette her şey bu kadar açık değil, ancak gariptir ki, her şey kapalı da değil.

Şimdi şiir nerede duruyor bunu bilmiyoruz. Elimizde veri yok, okur az, eleştiri az, kitaplar nerede, nereye dağıtılıyor, 20 yıl önce başlayan 2000’ler bize ne getirdi? Kendi enformasyon bombalarını hazırlayan ve her an kendini internetle güncelleyen her bir insan için şiir ne ifade ediyor? Bir tıkla yüz ayrı yemek tarifine ulaşabilecekken insanlar neden şiir okumalı? Deneysel şiir bugün nerede? Şiir neden kuşak isimleriyle anılıyor? Neden sürekli isim ezberliyoruz? Neden?

Bu müthiş anlamsızlık bulutunun içine bazı sorular sormaya geldik. Hoşgeldik.

_